|
Biliyor musun bilseydim doğurmazdım,
becerebilseydim hiç doğmazdım.
O gün, o kapıyı kör olası kadere açmazdım. Alacaklı gibi çalınan kapının her vuruşu korku doldurup yüreğime, beni açmaya zorlarken, hayatımdan çalmaya başlamıştı bile. Kanım geri durdu, onbeş yılda hiç bu kadar beyaz bir el dokunmadı o tokmağa. Açtım. Bir boy basmaya dünür başı çeken Zarife teyze ve üç sokak öteden kokuyu almış misafir bir itin analığı; bakışlarından önce,havanın buz gibi soğuğu sardı bedenimi,tiredim ve bir daha ısınamayacagımı bildim.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
En çok kendimden korkuyorum şu hayatta. Korkuyor olmamdan korkuyorum. İçimde beslediğim bir çağlayan var coşarcasına akmaya hazır ve bir de barajlarım var kapakları sıkı sıkıya kapalı. İnsanı en çok yoran şey de bu değil midir zaten? Kendi kendisiyle girdiği mücadele. İnsanın kendi içinde yaşadığı savaş en korkutucu olanı değil midir? Soluk aldırmaz düşmanın, hep seninle hep sendedir... Ensemde nefesini hissettmekten de öte içimde yaşattığım düşman...
|
|
Devamını oku...
|
|
Sabahtan beri ağzında kan tadı vardı kadının. Sıkıntıdan dudaklarını dişleyip duruyordu. Midesine giren kramplar ve ara ara hissettiği boşlukta olma duygusu, onu iyice güşsüz ve çaresiz bırakmıştı. Bütün gece sağa sola dönüp durmuş, sadece sabaha karşı bayılırcasına, çok rahatsız bir uykuyla sarmaş dolaş olabilmişti. Yan tarafındaki uçak koltuğunda oturan genç erkeğe içi eriyerek baktı. Son yıllarda devam ettiği atölyelerdeki yakışıklı erkek heykellerine benziyordu. Erkeğin, kendinin olduğu yöne bakmamak için sarfettiği gayretten, güçlü ve uzun parmaklarının eklem yerleri bembeyaz olmuş, geniş omuzları kasılmıştı. Kadının içinden herşeye boşverip adama sarılmak geçiyor,ama kendini tutmak için sarfettiği aşırı gayret onu bitkinleştirip, vücudunun kemiklerini buharlaştırıyordu sanki. Yan tarafında oturduğu halde, kendisine hafifçe arkasını dönen erkeğinin derin bir kuyuya benzeyen koyu yeşil gözlerini göremiyor ama bu acı dolu derin bakışları her an üzerinde hissediyordu. Tanıştıkları günden beri, konuşmak için sözcüklere ihtiyaçları olmamıştı hiç. Kadının çekik zifir karası gözleri,erkeğin gizemli yeşillerinde dolandığı an, sözler uçar, bakışlar kalırdı. Anlaşırlardı bir şekilde.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Teğmen Kalmaz İlkokuluna gitmiştim 4. Sınıfa kadar. İngiltere’den sonra, Nijerya’ya gitmeden önceydi. Ankara’da Bülten sokak’ta okulun tam yanındaki evde otururduk. Hasta bir çocuktum genelde ve yine ateşimin çıktığı, öksürüğümün dinmediği gecelerin sabahında herkes okula giderken ben sıcacık yatağımda yatar pencereden okulun duvarını izlerdim. Zil çaldığında çok mutlu olurdum. Hayatım bir okula gitmeme arzusu içinde geçti o yıllarda. Ne okulu sevdim, ne o formaları, ne öğretmenleri, ne dersleri...hiçbirşeyi sevemedim. O yıllar Ankara yıllarıydı ve bugün bile Ankara bana hüzün verir. Akşamüstünü en yoğun hissettiğim şehir Ankara’ydı. (devamını okumak için Forum'a gidin)
|
|
Sana yazdığım şiirlerim kadar yalandı sevgim. Hiç şiir yazamamış olduğum kadar da gerçek… Nihayetinde son bulan ve nihayet son bulduğuna sevindiğim, ama inadına özlediğim bir yolculuk gibi hüzünlüydü yaşananlar. Elde kalan ise bir avuç çocuksu pişmanlık… Bunu garipsemek saçma olsa gerek. Garipsemek için fazla garip bir hayat bu yaşadığımız. Her şey olağan çünkü. Her şey sıradan…
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 22 |